İçeriğe geç →

Mızraklar Mızraklar Şirketler Şirketler

Podcast’ten yazıya aktarıldığı için, bir nebze konuşma dilindedir.

1,5 yıl önce, Kasım ayının sonları, soğuk bir Ankara kışında, birkaç arkadaşımla buluşup kahve içtiğimizi hatırlıyorum. Orada mı karar verdik yoksa daha önce kararlaştırmış mıydık hatırlamamakla birlikte, biraz da yolu uzatarak Konur’un sonlarına, Haymatlos’a düşmüştü yolumuz. Yıllardır dinlediğim Çağrı Sinci’nin gittiğim ilk konseriydi. Galiba öğretmenliği dondurup yeni yeni konserlere çıkmaya başladığı zamanlardı diye hatırlıyorum. Daha sonra İstanbul’da, Ankara’da defalarca gideceğim ‘’Emir falan veren varsa kalkar orta parmak’’ sözüne orta parmağımı sallayarak eşlik edeceğim konserlerden ilkiydi.

O akşamın bir başka önemi de DJ Aslansütü ile ortak çalışma olan Mızraklar Tüfekler klibi o akşam yayınlanmıştı. İlk kez sahnede okumuştu. Oldukça vurucu bir beat ve ‘’Mızraklar mızraklar, tüfekler tüfekler. Ürkekler, tırsaklar, korkaklar dünyaya hükmetti’’ gibi vurucu sözleri vardı. Şarkının introsunda ”bir ülkenin hava savunma sistemine verdiği parayla en az 3 ülkeyi doyururuz.” diyordu. Türkçe Rap’te böyle konular üzerine düşünülmesi ve şarkılar yapılması beni mutlu ediyor ve çok da gerekli bence.

O günden beri bu konu üzerine bir şeyler yapma fikri aklımdaydı ancak bazen ufak bi kıvılcım daha itici bir güç olabiliyor. Dün tesadüfen elime geçti Jose Saramago’nun Mızraklar Mızraklar Tüfekler Tüfekler kitabı. Yazarın ölmeden önce yazmaya başladığı fakat yarıda kalan bir kitap bu. Fazla uzun değildi, bu yüzden tek oturuşta bitirdim. Kırmızı Kedi’den çıkan bu yarıda kalan kitapta Günter Grass’ın çizimlerinin yanı sıra yazarın kitabı yazma sürecindeki notları ve 2 yazar arkadaşının kitap hakkında makaleleri yer alıyor. Özellikle Roberto Saviano’nun Artur Paz Semedo’yu Ben de Tanıdım yazısı oldukça etkileyiciydi.

Artur Paz Semedo, hikayenin baş karakteri. Ve yazar, kafasını kurcalayan şu soruya yanıt aramak için bu romanına başlıyor. ‘’Silah sanayisinde neden hiç grev olmaz?’’ Kafanızda bir neden sorusu varsa bu soruyu insanlara da sordurabilmek için en iyi yol hiç şüphesiz bir hikaye kurmak ve olanları bu şekilde anlatmaktır. Tıpkı Çağrı Sinci’nin kafasındaki ‘’Neden hep biz öldük?’’ sorusunu bir işçinin rüyası üzerine hikayesinde anlattığı gibi. Yazar kitap hakkındaki notlarında şunları yazıyor ‘’En büyük güçlük konuya dahil olabilecek insani bir hikaye inşa edebilmek.’’ Çağrı Sinci’nin şarkısında da o insani hikayeyi çok güzel ele alıyordu ve bana göre protest anlamda en değerli parçalardan biri haline getiriyor bu şarkıyı.

Mızraklar Tüfekler şarkısında ‘’Piramit göz möz hikaye, düşmanın savunma sanayi, sermaye.’’ Sözlerini hatırlayalım. Sermaye nedir? Para sahipleri. Kitaba dönecek olursak baş karakterimiz de bir silah şirketinin muhasebe bölümünde çalışıyor. Muhasebe bölümü olması tesadüf değil tabi bu kitap eğer tam tamamlanmış olsaydı bu şirketin İspanya iç savaşında oynadığı rolü para üzerinden ele alacaktı. Zaten kitapta da bunu araştırmaya koyulmak üzere baş karakter. Bu oldukça temel bir araştırma yöntemidir. Bir meseleyi araştırmak istiyorsanız parayı takip edin derler. Kim bu işten kazançlı çıkıyor, kim maddi menfaat sağlıyor. Savaşlar, diplomatik ilişkiler, krizler gibi böyle karmaşık olayları çözen yöntemdir. Ekonomi muhabirleri sık sık başvurur bu yönteme. İndigo’nun Barış şarkısında şöyle geçiyordu;

ne terörü ne barışı mevzu başka bakın / öyle değil işin perde arkası savaş / varsa bi yerde elde eder biri kazanç / olan olur annelere / adımızı verirler bi sokağa / ama anne tutar yas gene de

Bir şey daha vardı. Bir yerde mi okumuştum bi şarkı sözünde mi geçiyordu tam hatırlamıyorum. ”Silahı çekene ya da silah doğrultulana değil, silahın markasına bakın” diyordu. Zaten Mızraklar Tüfekler şarkısında da 2. verse şöyle bitiyor ‘’her yeni savaş, korkak bir tüccarın terörü’’.

Trump, 2020 yılı için 738 milyar dolarlık savunma bütçesini onayladı. Bu rakam ülke tarihindeki en yüksek savunma bütçesi oldu. Küresel ölçekte devam eden silahlanma yarışının “Soğuk Savaş” dönemini bile aratmayacak rakamlara ulaştığı söyleniyor. Ki bu rakamlar korkunç rakamlar gerçekten. Amerika’da bu silahlanma yarışına her şeyi yutan canavar deniyor. Sürekli bir gerilim ve kriz yaratıp onu yutup daha da büyüyor. Hepimiz biliyoruz zaten Orta Doğu’da olan biteni.

Kitapta ilginç bir yer de, bu silah şirketlerinde çalışan bazı işçilerin silahları kasıtlı olarak sabote ettiğinden bahseder. Yaşanmış gerçek olaydır bu arada. Nazi Almanya ve o dönemki Faşist İtalya Devleti, İspanya İç Savaşında milliyetçileri desteklerken bazı işçiler bombaları patlamayacak şekilde ayarlayıp içlerine ”bu bomba patlamayacak” şeklinde notlar yazıyorlar. O dönemki propagandaların da bunda etkili olduğu ve bugün bile iletişim bölümlerinde hala örnek gösterildiği söylenir. Ana karakterin kafasında şimşek çaktıran şey de Milano’da bunu yapıp yakalanan İtalyan işçilerin kurşuna dizildiğini öğrenmesidir. Bu konu üzerine birçok kitap da film de var, bakabilirsiniz. Çağrı Sinci’nin şarkısında ‘’Kesinlikle ihanete müsait bir zaman’’ sözünün de muhtemelen bu sabotaj olaylarına atıf olduğunu düşünüyorum. Ben bu olayı öğrendiğim de ‘’haaa’’ olmuştum mesela.

Tüm bunları düşündükten sonra Jose Saramago’nun yarıda bıraktığı eseri Çağrı Sinci kendi bildiği yöntemiyle tamamlamış gibi hissettim. Bazı şarkıları evet güzel deyip dinleyip geçiyoruz ama arkasında farklı bir anlamlar bütünü olabiliyor. Tabi siyasi, ekonomik çok daha fazlası anlatılabilir ancak burada podcast konseptimin çok dışına çıkmadan müzikteki yansıması ve arasındaki bağlantıdan bahsettim sadece. Bu tür bağlantıları bulmak, onları keşfetmek benim için ayrı bir zevk.

Roberto Saviano’nun kitaptaki makalesinden bahsetmiştim. Artur Paz Semedo’yu ben de tanıdım ve ismi, Martin Woods’du, Tim Lopes’di gibi böyle tek tek gerçek kişileri sayıp onların hikayesini  anlatıyordu. Bunlardan kimisi bi yolsuzluğu ortaya çıkaran bi memur, kimisi doğru bildiğini yazan bir yazar, kimisi uyuşturucu kartelinin peşine düşen bi gazeteci. Artur Paz Semedo’yu onların temsilcisi gibi düşünüyordu. Ve ben de şöyle kapanış yapmak istedim. Artur Paz Semedo’yu ben de tanıdım ve ismi Çağrı Sinci’ydi. Bunca yozlaşmış müzik kültürünün içinde anlamlı şeyler dinletebildiği ve üzerine düşündürebildiği için teşekkürler. Hoşçakalın.

Kategori: Blog Tüm

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir