İçeriğe geç →

Kötülük Bizim İşimiz 5. Yılında!

Kuralları bozdu, kendi kurallarını yarattı.

Albümü böyle tarif ediyordu Kayra. Bu albümün bahşettiği hissiyattan başka bir şekilde de bahsedilemezdi. Hayatın belli dönemlerinde hiç paylaşamayacağımız duygulara bile dokunabilen, dinleyenleriyle bağ kurabilen ve onların halinden en iyi anlayan olması bu albümü özel yapan şeyler belki de. Yemek falan seçmeyen, ıspanak yiyen, pırasa yiyen, karnıyarık yiyen, dümdüz bi’ çocuktum ben de. Okul, dersler falan hep 10 numara, her şeyde başarılı, uslu, annesini babasını ikiletmeyen öyle bi’ çocuktum. Bu albüm yayınlandığı zaman yirmilerimde olabilirim ancak kulaklığımı takıp dinlemeye başladığım an ben o çocuktum.

Kötülük’ten Önce: Hayalet

Kötülük Bizim İşimiz’e giden yolda en önemli prova hiç şüphesiz bir yeraltı kültü haline gelen Hayalet Islığı idi. Akla gelebilecek tüm efsane forvet ikililerinden daha efsane olan Farazi v Kayra, Sarhoş Palavraları albümleri ile gönüllere taht kurmuşken 5 yılın ardından gelen bu albüm kurduğu atmosferi ile zaman içinde kendi kendini mitleştirdi. Öyle ki ikili bile bunu bu şekilde kabullenip, çalıntı gölgeleri aydınlatmamak adına ipucu vermekten kaçındılar. Hayalet Islığı, büyüsü ile dinleyenlere FvK zirvesini yaşatırken, albümün Yangın kısmı da DP ve Sorgu’nun dahil olmasıyla bir yandan yeni kıvılcımları yakmak üzereydi.

Gitmedim Ama…

2014 sonları soğuk kış günleri, ilaç gibi gelen 5 parçalık tadı damakta bırakan, Kayra & Sorgu işbirliği geldi daha sonra. Dijital yayınlansa da sınırlı baskıyı elde eden azınlıktan biriydim ben de. Tabi Da Poet ve Farazi de yine suç ortakları arasındaydı. Bu EP’nin gösterdiği en önemli şey albümü sırtlayacak olan Kayra ve Sorgu’nun verse’leri arasındaki dengenin nasıl olması gerektiğiydi. Ne Hale Geldi ile Bu Son Sefer arasındaki gerek söz yazımı, gerekse sound değişimi Islık’tan sonraki değişimin de habercisiydi.

Kötülük Onların İşi

Albümün kullandığı yolculuk metaforunu aslında son birkaç yıldır projelerde doğal olarak görüyorduk. Bu albümde ise sololardan ya da ikili çalışmalardan sıyrılmayı en net şekilde görmekteyiz. Her üyenin yeni bir karakter ile gruba katkı sağladığı, farklı şeyler aradığı bir albüm. Bu albümde ne Farazi v Kayra’yı, ne Anti-Kahraman’ı, ne Da Poet’in Poetika’sını, ne de Red Wine Killaz’ı tam olarak görebiliriz. Hepsinin içinden yeni bir kimya oluşması da grubu Türkçe Rap sahnesinde bu kadar değerli kılıyor.

Hala son 5 yıl düşündüğümüzde bu albüm seviyesinde nadir proje çıktığını söylersek abartmış olmayız (Onlardan birisi de yine aynı ekibin Şehir FM‘i). O dönem Hiphoplife ve Dokuz Sekiz atağıyla birçok albüm, yasal yollardan dinleyici ile buluşurken bu albümlerin ortak noktası genellikle eğreti duran rap dışı düetler tercih edilmesi ve en az 1 şarkıda birbirinden kopuk ‘toplu feat’ garabetiydi. Bu albümde bu iki handikap da yaşanmamıştı.

Da Poet ve Farazi gibi Türkiye’nin sayılı prodüktörlerinden ikisi ekipte olmasına rağmen altyapılarda da konuk isimlerle çalışılması albümün yelpazesinin bu denli geniş olmasını sağlıyor. Ekibin en az görüneni Savai, projeye daha sık dahil olduğunda nasıl olur diye düşünüyordum ki zaten Şehir FM’de ne kadar kaliteli işlere imza atabileceğini görmüş olduk.

İlk 3 şarkı itibariyle enerjik başlayan albüm, ağırlıklı olarak gündelik yaşamdan kesitleri-kaygıları bize sunuyor. Albümün müzikal temasının olabildiğince açık görüşlü oluşu albümü sırf karanlık atmosfere boğmaktan sık sık çekip alıyor. Her üyenin ufuk açacak şeyler denemesinin yanı sıra Ezhel, Sahtiyan, Ağaçkakan, Allame, 9Canlı, Kamufle gibi isimlerin her biri ayrı müzik karakterinde. Bu durum da doğal olarak dinleyenlerin hiç alışık olmadığı bir deneyim vadediyor. Zaten grup albümü olmasının yanında konuk listesinin de bu kadar kalabalık olması konsept albüm niteliğini bozuyor gibi görünse de şarkılar arası skitler ve sözler arasındaki birbirine referanslarla bu etki hafifletiliyor.

Ancak iş söz yazımına geldiğinde ise Kayra’nın Mertel Kasetçilik’te söylediği gibi ”benzer hissiyata sahip arkadaşlar…” ekibi özetleyen en güzel cümle olabilir. Bu yüzden bu denli kalabalık bir projede, yeni şeyler deneseler bile ekibin tamamı albüme ismini veren o çocukla bağ kurabiliyor. İstanbul‘a bakış, Beyaz Yaka olmak, Lise Bir ya da Aylak Adam… Hepsi otuzlarına yaklaşırken içindeki çocuğu büyütemeyenlerin ortak tantanası.

Albüme dinleyici gözünden baktığımızda herkesin favorisinin farklı olduğunu görmek, birçok kişinin hislerine dokunabildiğini gösteriyor. Sorgu’nun kariyerinin en iyi işlerini gösterdiği Taverna ve Tanıyorum Seni‘nin yeri ise benim için çok ayrı. Neredeyse her satırında kendi hayatımdan izler görebildiğimden benim için 5 yıl boyunca eskimedi, eskiyecek gibi de görünmüyor. Yer aldığı üç parçada da seviyeyi arşa çıkaran Ağaçkakan da albümün gizli kahramanlarından. 90BPM, ortaya koyduğu iki albümle Türkçe Rap sahnesinde önemli bir eksiği doldurup, yeni bir yol açsa da maalesef bu yolu takip edebilen pek kimseleri göremedik.
Gösterişsiz güzelliğin ve güzel müziğin farkında olan insanların çoğalması dileğimle, okuduğunuz için teşekkürler.
Kutlu olsun.

Kategori: Blog Tüm

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir